16 │cüretkâr│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Sosyal Medyadan takip edebilirsiniz ♥ İnstagram: dilanwrite Keyifli okumalar ♥ ▬▬▬ Durdu zaman. Aklında yalnızca Deran'ın ağzından dökülen ismi yankılandı. Adını onun ağzından duyduğu zaman böylesine bir etki bırakacağını bilse, susmasına izin vermezdi. Devamlı adını söylemesini sağlardı Piran Kızı'nın. Yavaş yavaş kendine gelirken, ellerinin arasında baygın halde yatan adama göz ucuyla baktı. Bunu yıllar önce de hak etmişti. Evet, ondan kurtarmak üzere kollarına aldığı kadına vurulmuştu. Her zaman yaptığının doğru olduğuna inanacaktı. Çünkü Miran'ı tanıyordu. Bir insana neler yapabileceğini, onu nasıl yok edeceğini iyi bilirdi. Sevdiğine de bunu yaptığını, kız kardeşinin cansız bedeninin kolları arasında gördüğünde anlamıştı. Kendi kız kardeşine bunu yapabilen adam, bir başkasının kızına neler yapmazdı ki? Acımasızlığı zırh gibi giyinmişti Afran. Kendini korumak için kullanıyordu yalnızca. Fakat Miran'ın damarlarında vardı acımasızlık. Ruhuyla bütünleşmişti. Diyordu ya, görmüştü! "Yaptığından memnun musun Bejindar?" diye sordu Deran. Hızla başını Deran'a doğru çevirdi Afran. Keskin bakışlarının hedefi haline gelirken Deran, bakışlarındaki korkunun yerini öfke aldı. Kör müydü bu kadın? "Onun sana yapabileceklerinin yanında bir hiç, Piran Kızı! Sen onu tanımıyorsun, hırsları uğruna kaç can heba ettiğini ben bilirim! Şimdi karşımda bilip bilmeden konuşma, yoksa hiç iyi olmayacak!" Afran'ın sözleri ile sarsılan Deran, hayret içerisinde bakakaldı Afran'a. Dudakları hafif aralık kalmış, maraton koşmuşçasına nefes nefeseydi. Gözleri ise bir an olsun ayrılmıyordu zümrüt karası irislerden. O irislerde gördüğü öfke, içini kemiren bir fare gibiydi. "Bana yapacakları şu saatten sonra seni ne kadar ilgilendirir, Bejindar?" Sorusuyla çarpıldığını hissetti Afran. Deran'ın sözleri o an somutlaşıp, sert bir poyraz misali yüzüne çarpmıştı. Yüreğinin sızım sızım sızladığını hissediyordu. O cümle çok ağır gelmişti, ilk kez birinin sözlerinin altında kaldığına şahit oluyordu. "Sen Piran Kızı," diye konuşmaya başladı sakince. "Sen bilemezsin beni ne kadar ilgilendirdiğini. Lâkin ben çok iyi biliyorum!" Afran'ın cevabı ile gözlerini kısarak yüzüne bakmayı sürdürdü. İçinden, ukala, diye geçirmeden de edemedi. Kendinden o kadar emindi ki, bu hali Deran'ı çileden çıkartıyordu. Karşısında bir şeyleri belli etmemek için çırpınıyordu adeta. Mesela etkilendiğini... "Afran oğlum, kalk hadi bitsin bu tatsızlık. Çok ayıp oluyor artık." Diyerek araya giren Hander Ağa endişeliydi. Bu olayın başlarına neler getireceğini düşünmek istemiyordu. Fakat aşiret büyüklerinin bir toplantı düzenlemek isteyeceklerine emindi. *** Olaylar tam da Hander Ağanın tahmin ettiği gibi oldu. Kânî Nerva, olayı aşiret büyüklerine taşımış ve Afran'ın uygun cezayı almasını istemişti. Bunun üzerine istediği fırsat ayaklarına gelmiş olan Behram Ağa, derhal bir toplantı düzenlenmesi gerektiğini haber vererek hazırlıklara başlamıştı. Bu seferde Afran'ın paçayı kurtarmasına izin vermeyecekti. Gerekirse onu bu topraklardan sürdürecekti. Kudretinin buna yeteceğine inanıyordu. "Neden kendine hâkim olmuyorsun evladım? Şimdi ne yapacağız?" diye soran Kurban Ağa, endişeliydi. Evladı için toplantıdan çıkacak sonuçtan korkuyordu. Bu sefer diğer seferki gibi kolay kurtulamayacakları aşikârdı. Hem Kânî Nerva ile de akrabaydılar. Karısının ağabeyi oluyordu. Neler olacağını düşünmek bile istemiyordu bu yüzden. O toplantıdan çıkacak sonuç, artçılarıyla tüm Riha'yı inletecek gibiydi. "Bana ne dediğini duymadın baba! Bana talibim dedi, inanabiliyor musun? Geçti karşıma ve yüzsüzce nişanlıma talip olduğunu söyledi! Sen olsan sen de aynısını yapardın!" "Deran Piran, şu an bekâr bir genç kız Afran. Nişanınız bozuldu, unuttun mu?" Babasının sözleriyle birlikte derhal babasına döndü. Gözlerinden öfke fışkırıyordu. "Sende mi baba? Sende mi bunu söyleyeceksin bana? O ağa bozuntularının ne dedikleri sence ne kadar umurumda?" "Ağa bozuntuların söyledikleri umurunda olmasın zaten, sen Bejindar Aşireti'nin varisisi…