12 | meczup |
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Bölüm görselleri

"Anlamadım?" derken şaşkınlığını gizleme gereği bile duymadı. Duydukları şaşırılmayacak gibi değildi de zaten. Hatta şaşırmaktan öte, dehşete düşmüştü. Sonunda Piran Kızı'na kafayı yedirtmeyi başarmış olmak... Son yaptığına, yaptığı an pişman olmuşsa da geri alamamıştı sözlerini. Elbette Piran Kızı'nın çıldıracağını, hatta elinde bir silahla kapısına dayanabileceğini bile düşünmüştü. Fakat bu kadar akıl kârı olmayan bir işe kalkışacağını düşünmemişti. Ve yaptığını bile bile yapmıştı, bunu adı gibi biliyordu Afran. Bütün hücrelerinde hissediyordu çünkü. Piran Kızı bile bile ölüme atmıştı kendisini. Yaptığının sonucunda aşiretlerin bir araya gelip, önüne iki seçenek sunacaklarını bile bile nasıl böylesine bir çılgınlık yapardı, bir türlü almıyordu aklı! Hadi diyelim o an aklı başına gelip yaptığından cayardı belki, bu ihtimal diğerinden daha düşüktü, ya Kurban Bejindar bunu kabul etmezse? O zaman ne olacaktı? Ne diye böylesine bir şeye kalkışmıştı bu kadın? Canıyla zoru mu vardı? "Ben sana cevabını vereyim ağabey," diyerek düşüncelerini duymuşçasına araya giren Özcan, keskin bakışlarını ağabeyinin suratına sabitledi. "Deran Piran, bu evlilik ilk dillendiği zamanlarda intihara kalkışmış, gözünü bu kadar karalık bürümüş bir insan iken, sen sırf onu akıllandırayım, ona haddini bildireyim diye bu işe kalkıştın ama o kızın ölümü çoktan göze aldığını unuttun." Ağabeyini suçlarcasına konuşmaktan geri durmadı. Korkup sakınmadı sözlerini. Cesaretini yitirmeden de devam etti. "Yani ağabey, sen ona en başta istediği şeyi kendi ellerinde altın tepside sundun. Ve inan ki, bunun için bir ömür vicdan azabı çekeceksin." Özcan'ın sözleri, Afran'ı deprem gibi sarsarken sessiz kaldı Afran. Yutkunamadı bile. Edecek tek kelamı yoktu, kelimeleri kifayetsizdi şu saatten sonra. Özcan sonuna kadar haklıydı. Afran, haddini bildireyim derken haddini bilmesi gerektiğini anlamıştı. Piran Kızı'nın ne denli deli ve gözü kara olduğunu görmüştü. Korkusuzdu bu kadın resmen! Kimseden, ölümden bile korkusu yoktu ki böylesi bir yola sokmuştu kendini. "Son olarak," diyerek yeniden düşüncelerini bölen Özcan, ağabeyine tepeden bir bakış attı. "O kızı kurtarmak için çırpınırken seni izlemekten zevk alacağımı söylemeden edemeyeceğim!" Afran, gözlerini kısarken Özcan kahkahalarının eşliğinde koşar adımlarla odanın kapısına yönelmişti bile. Tam onu yakalamak için kalkacak ki kapıyı açtığını görerek yerine tekrar oturdu. "Evde görüşeceğiz Özcan Bejindar, o zaman alacağım boyunun ölçüsünü." Dedi korkutmak istercesine. "Kendi boyunun ölçüsünü almayasın yine ağabey?" diyerek Afran'ı çıldırtmaya çalıştığı an kafasının yanından geçen dosya biraz ürkütse de kahkaha atmaktan alıkoymadı kendini. Kahkahaları eşliğinde odadan çıktı ve holdingin koridorlarını kahkahalarıyla inletmekten geri durmadı. "Allah kahretsin!" diyerek önündeki kalemliği elinin tersiyle vurduğu gibi deviren Afran, oldukça düşünceliydi. Vicdanı ile mantığı çoktan bir harbe girmişlerdi ve farkında olmasa da çoktan vicdanına yenilmişti. Kafası çoktan bir çıkar yol aramaya başlamıştı bile. O esnada Deran'ın odasına aylar sonra ilk kez gelen babası, gözlerini dikmiş kızına bakıyordu. Bir şeyler söylemesini bekliyordu herhalde. Yoksa neden sussundu? Ama Deran'da konuşmuyordu. Çünkü konuşması gerekenin Hander Piran olduğunu her ikisi de biliyordu. "Neden yaptın bunu?" Babasının sorusunu işittiğinde oradaki varlığını bilmesine rağmen ürkmesine mani olamadı. Bakışlarını kaldırıp babasına bakmadı. Bakarsa şayet ağlardı, çok iyi biliyordu kendini. "Ölümün böylesine yaşamaktan çok daha iyi olacağını anladım çünkü." Dedikten sonra çoktan buğulanmış bakışlarını babasına kaldırdı, her şeyi göze alarak. "Ben bir yerden sonra sırf başın yere eğilmesin diye sustum, baba!" Baba deyişinde titredi sesi. Ruhuna sirayet edenleri anlatmaya takati yetse, kelimeleri yetmezdi. Paramparça hissetti bir anda. Tüm çocukluğunun parçaları dağıldı ruhunun dört bir yanına. Sonra her biri terk etti birer birer Deran'ı. Kesiklerini bırakıp, çeki…