1 │ölümün kıyısı│
Yazar: Dilan Aladağ Çetin

Herkese merhaba. Wattydeki Kanlı Başlangıçlar adlı Doğu/Töre serisini yalnızca bu platformda yayınlayacağım. Bölümleri en kısa sürede tamamlayacağım. Instagram: dilanwrites Keyifli okumalar, oy ve yorumu unutmayalım. ▬▬▬ "Deran!" Ölüm, arzu edilebilirdi. İnsan yaşadıkça bunu da öğreniyordu. Her geçen zaman biraz daha acı yüklüyordu sanki omuzlarına. Sanki nefesini kesmek istiyordu. Canını yakmak istiyordu işte, bundan bariz bir şey var mıydı şu hayatta? Vardı! Afran Bejindar. Ölümle eş anlamlıydı şimdi onun için bu isim. Ölüme yürümekti! Ölümü arzulamaktı. Korkunun hası, öfkenin adıydı. Ve bariz belliydi ki, sebebi olacaktı. "Deran!" Yakındı kıyamet, kokusunu alabiliyordu kadın! Yakındı ölüm, soğukluğunu hissedebiliyordu kadın! Kendi sonunu yine kendi elleriyle getiriyordu bir an bile tereddüt etmeden ya da yanılgıya düşmeden. Elleriyle ölümünü hazırlıyordu. "Deran!" Eli boynundaki ipi yokladı. Yüreği bir serçe gibi pır pır olsa da önemsemedi. İçinde yankılanan sessiz çığlıkları işitenin bir tek kendi oluşu yakıyordu yalnızca canını. Sözleri birer dumanmış gibi havaya karışıp yok oluyordu. Kimseye duyuramamıştı ya sesini, ona yanıyordu. Yaşamak için tek bir sebebi kalmamıştı, biliyordu. "Deran!" Yanan canının acısından başka hiçbir şey hissetmiyordu. Öyle ki herkesin canını yakası vardı. İntikam alası, katliam yapası vardı. Kan dökesi vardı! Her sabah üzerine oturup aynanın karşısında makyaj yaptığı tabureye bir gün ölmek için çıkacağını kim bilebilirdi ki? Kim bilirdi hayat dolu bir insanın tüm yaşam isteğinin vakumla çekilircesine kendinden sökülüp alınabileceğini? Kadere yazılmış olan sözler kanlıydı. Kan akıyordu adeta her zerresinden. Taşıyordu kırmızılık dört bir yandan. Bir lav gibi yakıp kavuruyordu Deran'ı. Bitiriyordu. Ölümün kıyısına sürüklemişti, daha ne olsundu? "Umut kalmadı artık," diye mırıldandı gözünden yuvarlanan bir damla gözyaşının eşliğinde. Yutkundu ardından. Sonsuza değin susmak için konuştu, son kez! "Ölmek, tek kurtuluştur artık!" Korkusu ve ölüm arzusu karşı karşıya kaldı bir anda. Onlar cenge giriştikleri anda ağır basan ölüm arzusu galibiyetini ilan etmek için şahlanırken, kaydırdı Deran ayağının altındaki tabureyi an tereddüt etmeden. Ve incecik bedeni saniyeler içinde çırpınmaya başladı boşlukta. Nefes alamaz oldu. Ciğeri yanıyormuş gibiydi adeta. Saniyeler saatlere dönüşmüştü o an. Lakin pişman olmadı. Onu canhıraş bir acının ortasında o acıyla cebelleşmeye mahkûm kılanlar, ona kıyanlar usuna gelince asla pişman olmadı! "Deran!" diye yükseldi ses adeta çığlık atar gibiydi. "Deran neredesin ses ver artık!" Kadının sesine karışan o sert tınıyı işitmedi kadın. Ölümün huzurlu kollarına teslim etmeye hazırdı artık kendini. Ölümü pahasına onu feda eden ailesi, mutlu olurdu belki artık. "Aman Allahım!" diye bir çığlık yükseldi saniyeler sonra. Sabahtan beri Deran'ı arayan Hazal çığlıklarına mani olamamıştı çünkü. Öyle bir ağrı saplandı ki körpecik yüreğine kızın, gördüğü manzara karşısında dilini yutmak üzere kalışına şahit oldu. Arkasından gelen Resul ise kendine şaşırma anı dahi bırakmadan derhal öne atıldı. Kadının bacaklarından tuttuğu gibi kaldırdı havaya doğru ve kükrercesine etrafa emirler yağdırmaya başladı. Öyle yüksekti ki sesi, öyle sertti ki taş evin duvarlarında zangır zangır yankılandı. Sesini duymayan bir Allah'ın kulu kalmadı Urfa'da. Urfa şahit oldu sesindeki acıya, pişmanlığa... *** Kifayetsiz kelimeler, anlamsız cümlelerle bezeli bir paragraf duruyordu sanki önünde. Öyle beceriksiz yazılmış ki okunası değilmiş gibi. Lâkin sözcüklerdeki anlamsızlık anlamın ta kendisi, el yazısındaki savrukluk ruhundaki yaraların izlerini taşıyormuş yazanın sanki. Kâğıda değmiş kan izleri içinden mi taşmıştı ki acaba, diye düşünüyor insan. Ya da yazarken ne kadar sıkmış olabilir kalemi, parmaklarını kanatabilmek için? Uçan kuşlar her kanat çırpışlarında neden acı çekmiyorlardı? Neden onlarında özgürlüklerinin bir bedeli yok idi? Neden her acıyı insan çekmek zorundaydı? "Deran?" Kucağına konulan tepsiy…