1.BÖLÜM: KOLYE
Yazar: Işık

Ocak, 2007 “Bugünü unutma olur mu? Ben unutsam bile sen, bizim dostluğumuzu hatırla. İleride yeniden karşılaşırsak ve ben seni hatırlamazsam bana kim olduğunu hatırlat.” Dedi Asel. L koltukta yan yana oturuyorlardı. O cebinden çıkardığı kolyeyi ona uzattı. Asel kolyeyi görünce mutluluktan kocaman gülümsedi. Kolyeyi alarak hemen boynuna taktı. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Onun ellerini tuttu. “Artık gitmem gerekiyor.” Diyerek ona yaklaşıp sımsıkı sarıldı Asel. O da ona sarıldı. Sevdiklerini kaybetmeye alışkındı ama bunu hiç beklemiyordu. Asel’in onu bırakacağını hiç düşünmemişti. Asel, babasının işi sebebiyle buradan ayrılıyordu. Daha doğrusu annesi gitmek için çok ısrar etmişti. “Seni seviyorum Asel. Ne olursa olsun, seni unutmayacağım.” dediğini o asla duymamıştı. Durup sadece onun gidişini izledi. Ocak, 2018 Bu tarafa geldiğimden beri hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Livera’nın bu tarafına daha önce hiç gelmemiştim. Ta ki on sene önce buraya taşınmak zorunda kalana kadar. Buraya taşındıktan sonra bir daha oraya hiç gitmedim. Burada kendime yeni bir hayat kurdum. Her şeyi ve herkesi unutarak. Senelerdir boynumda olan kolyem bir anda kopmuştu. Kim hediye etmişti ya da kendim mi almıştım, hatırlamıyordum. Hatırladığım tek şey, ne olursa olsun kolyeyi çıkarmamam gerektiğiydi. Havanın soğuk olduğundan kalın şeyler giyip evden ayrıldım. Cebimden kulaklığımı çıkardım ve telefonuma taktım. Müzik listeme girip rastgele bir şarkı açarak yürümeye başladım. Gideceğim yer iki sokak aşağısıydı. Hızlı yürüdüğüm için çabucak ulaşırdım. Sokak aralarında karla oynayan çocuklar vardı. Onlar gibi mutlu olduğum günlere dönmek istiyordum. O yaşlardaki arkadaşlarımı geri istiyordum. Onları geri istiyordum lakin isimlerini dahi hatırlamıyordum. Burada sadece okulda tanıştığım ve benim için çok değerli bir kişi vardı. Ece, Ece Kayalar. Ece, koşullar ne olursa olsun beni bırakmazdı. Beni anlayan tek kişiydi. Hayatımda ailemden sonra en değer verdiğim insandı. Ece’nin yanında mutluydum. Birbirimize çoğu yönden benzerliğimiz sayesinde anlaşmamız daha kolay ve çabuk oluyordu. Ece’nin bendeki yeri bambaşkaydı. Konuşmadan ya da yazdıklarımdan hemen bir şey olduğunu anlıyordu. Galiba en çok onun bu yönünü seviyordum. Dükkana gelmiştim. Burası baya eski laleler adında bir dükkandı. İçeriye girdiğimde hemen kulaklığımı çıkarıp, şarkıyı durdurup cebime attım. Burada çalan şarkılar çok hoşuma gidiyordu. Burası aslında tamirci değil, eski kasetlerin ve plakların satıldığı dükkandı. Sahibi beni çok severdi. Metin amca her zamanki koltuğuna oturmuş, çalan şarkıyı dinliyordu. Hızlı adımlarla yanına ulaştığımda bana gülümsedi. Masasının önündeki sandalyelerden birine oturdum. “Mehmet amcam nasılsın? Biliyorum, gelmiyorum diye çok kızıyorsun.” Elini elimin üstüne koyup, “İyiyim güzel kızım. Hem ben sana kızmam ki, kıyamam sana,” dedi. “Burayı çok özlemişim.” Etrafa bakınırken arka odadan gelen sesle bakışlarım o tarafa döndü. O odaya kimse girmezdi. Büyük odanın içinde çok güzel bir piyano duruyordu. Sadece onun için ayrılmıştı. Bu zamana kadar onu çalan kimse olmamıştı. Sahibi mi gelmişti? “Ben yanlış duymuyorum değil mi? Odadaki piyanonun sesi bu?” diye sordum. “Sahibi geldi. Ama burada durmasını istediği için arada uğrayacak.” dedi Mehmet amca. Şaşırdım. Bunca yıl sonra gelmişti. “Sen neden gelmiştin kızım?” diye sordu. Ah, unutmuştum. “Kolyem bir anda koptu, onu yaptırmak için geldim.” Odanın kapısı açıldı ve içeride bir çocuk çıktı. Kapüşonu kafasında bize bakmadan kapıya doğru ilerdi. Tam çıkacağı sırada, “Oğlum, oturmayacak mısın?” diye sormasıyla durdu. Çocuk bir şey demeyip, yanımıza gelip boş olan sandalyeye oturdu. Cebimden kolyeyi çıkarıp, Mehmet amcaya uzattım. Çocuk kapüşonu çıkardı ve yüzünü kısmen gördüm. Yüzünü asla bana doğru çevirmiyordu. Gözleri Mehmet amcanın elindeki kolyeme odaklanmıştı. Ona baktığımın farkındaydı. “Buyur kızım. Bir dahakine dikkat et, tekrar koparsa tamir edemeyiz.” “Teşekkür ederim. Benim için çok değerli, daha dikkatli…