GİRİŞ
Yazar: Zeyn

Geç kalmıştım. Her şeye rağmen, herkese rağmen, içimde tükenmek bilmeyen umuduma rağmen ben kendime çok geç kalmıştım. Bitiyordum. Kabullenmek çok zordu ama bir sona yaklaşıyormuş gibi hissetmeye başlamıştım artık. Buna rağmen yüzümdeki gülümseyiş kaygılarımın sebebi olmamıştı hiç. Üzüntülerim hayat boyunca yapamadığım şeylerin kırgınlıklarıyla dolmamıştı. Her şeye rağmen ben, bendim işte. Küçüklükten beri günlerini hastane odalarında geçiren, ama buna rağmen yüzündeki gülümseyişi hiç silmeyen o küçük kızdım. “Bahçeye çıkmak ister misin?” dediğinde yanımdaki hemşire, kafamı iki yana salladım olumsuz anlamda. Hastane koridorunda yürüyorduk ikimiz de. Haftada birkaç kez tekrar eden testlerden birini olmuştum bugün yine. “Odama geçip dinlenmek istiyorum sadece.” Odama benimle birlikte eşlik edip kapıyı ardından kapattığında hemşire, derin bir nefes aldım. Yavaş adımlarla pencerenin kenarına yaklaştım. Burnumdaki *nazal kanülü kaşındırmaya başladığı için çıkarıp yanımdaki serum askılığına taktım. Bir süre öylece camdan dışarıyı izledim. Hastaneye giriş yapan ve çıkış yapan insanlara bakındım. Çaresizlik yüzüne oturmuş insanlar vardı. Bilmiyorum dışarıya yansıtıyor muydum ama bana çok benziyorlardı. En iyi bildiğim hissi başkasında görmek, garipti. Aynadan kendimi izliyormuş gibi bir his bırakıyordu içime. Sonra dudaklarının arasında sevinç yaşayan insanların yüzündeki ışıltıya rastladım. Her şeye rağmen umudun oralarda bir yerlerde olduğunu hatırlattı bu duygu bana. Aslında sadece dışarıda değil hastane koridorlarında denk geldiğim her zamanki duygulardan birkaçıydı sadece bu. Ama her defasında umut yıkıcı ve umut verici hissettiriyordu. Hayat öyle bir şey yapıyordu ki size, yıllarca içinizde bitmesin diye umut ettiğiniz her şeyi sadece bir gecede unutturabiliyordu. Hayat bana ne çok şey yapmıştı öyle. Dudaklarımın arasında yüzümün parlamasına sebep olan ucuz kaçık kıkırdamalarımı almıştı önce. Ben unutmuştum gülümsemeyi, içimden gelerek doya doya sevincimi belli etmeyi... Şimdi aynadan kendime baktığımda gördüğüm tek şey sönük bakışlar, solmuş bir ten. Artık dizlerimde kabuk tutan yaraların izleri acıtıyor. En ufak bir acı bile bütün vücudumu titretecek kadar sızıntı bırakıyor. Her şeye rağmen bir ışık aramayı bırakmak neredeyse çok zor. Belki de tutunduğum tek şey budur. Büyük çam ağaçlarının arasında bir bankta oturan ve uzaktan tam anlayamasam da gri bulutların havaya yaydığı sinsi renge rağmen parlayan gözler çektiğinde dikkatimi, düşüncelerimden sıyrıldım. Başını hafifçe geriye yatırmış bir şekilde camın önünde dikilen bedenime daha doğrusu gözlerime odaklanmış gibiydi o da. İlk başta anlayamadım ama bakışlarımız kesiştiğinde aramızdaki mesafeye rağmen bana baktığını anladım. Etrafını saran ağaçlardan gölge yapan bedenini izlemek kolaydı ama yüzünü izlemek pek mümkün değildi. Görebildiğim tek şey burnunda takılı olan nazal kanülü oldu. Kollarını göğsünde birleştirip, bacaklarını hafifçe aralayarak Oturduğu bankta oldukça rahat görünüyordu. Ve simsiyah giyinmişti. Siyah bir tişört ve siyah bir pantolon. Bu hava da üşümüyor muydu? Onu görme isteğiyle doldu içim o an. Nedenini bilmiyordum ama çok da sorgulamadım. Sorgulamayı uzun zaman önce bırakmıştım. Tüm vücudu çok netken yüzünün belirsizliği içimdeki merak duygusunu arttırmıştı. Üzerinden ne kadar süre geçtiğini tahmin edemediğim bu bakışmayı kesen o oldu. Bedeni yavaşça ayağa kalktığında son kez baktı bana. O an elmacık kemiklerinin belirginliği çekti dikkatimi ama arkasına döndüğünde görüş açım kapanmıştı. Ve kısa süre içerisinde de hastanenin içine giren bedeniyle ortalıktan kayboldu. Titretici bir havanın camdan içeriye yayılmasıyla kendime geldim. Dalıp derinlere indiğim yerden çekip kurtardım kendimi. Ve ardından camı kapatıp, perdeyi de çektim arkasından. Normalde odaklanmazdım birine bu kadar. Bakar, geçerdim. Belki de sadece kafamın yerinde olmamasından kaynaklanıyordu bu durum ama beni sarsacak etkisinin olmadığını da inkar edemezdim. Sarsak adımlarla yatağımın k…