4.Bölüm
Yazar: 𝒽𝒾𝓁𝒶𝓁⋆

Kutay'ın söylediği son cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. "Sana âşığım." Bir an konuşamadım. Sanki dünya durmuştu. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki nefes almakta bile zorlanıyordum. Bu cümleyi kaç kez hayal ettiğimi bilmiyordum. Belki yüzlerce. Belki binlerce. Ama hiçbir hayalimde bu kadar güzel hissettirmemişti. Kutay gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Sanki vereceğim cevabı bekliyordu. Sanki korkuyordu. Oysa korkmasına hiç gerek yoktu. Çünkü benim de uzun zamandır sakladığım duygular vardı. Yavaşça gülümsedim. — Demek... Kutay hafifçe kaşlarını kaldırdı. — Demek ikimiz de aynı duyguları hissediyormuşuz. Bir an yüzündeki şaşkınlığı gördüm. Sonra yerini kocaman bir gülümseme aldı. İçimdeki bütün korkular bir anda yok olmuş gibiydi. Derin bir nefes aldım. — Ben de uzun zamandır sana söylemek istediğim şeyleri söyleyemedim. Kutay dikkatle beni dinliyordu. — Sana söyleyemediğim duyguları ben aslında Toz Pembe Günlüğüme yazmıştım. Kutay'ın gözleri büyüdü. — Günlüğüne mi? Utançla güldüm. — Evet. Başımı iki yana salladım. — Hatta bunu öğrenmemesi gereken en son kişi sendin. Kutay kahkaha attı. — Demek bütün sırların bir günlükte saklıydı. — Evet. — Ve ben hiçbir şey anlamadım. — Pek anlamamış gibiydin. Kutay elini kalbinin üzerine koydu. — Şu an bütün işaretleri kaçırmış gibi hissediyorum. İkimiz de gülmeye başladık. Az önceki gerginlik yavaş yavaş kayboluyordu. Yerini huzur alıyordu. Kutay bana baktı. — Peki ne zamandır? — Ne? — Ne zamandır benden hoşlanıyorsun? Yüzümün yeniden kızardığını hissettim. — Bu soruya cevap vermek zorunda mıyım? — Kesinlikle. — Kutay... — Arya... İkimiz de kahkahaya boğulduk. Bir süre daha yürümeye devam ettik. Ama artık her şey farklıydı. Çünkü ilk kez birbirimize hislerimizi söylemiştik. İlk kez hiçbir şey saklamıyorduk. Kutay bir süre sessiz kaldı. Sonra bana dönüp gülümsedi. — Bir şey itiraf edeceğim. — Daha mı var? — Var. — Dinliyorum. — Bu sabah sana mesaj atmadan önce yaklaşık on kere yazıp sildim. Şaşkınlıkla ona baktım. — Ciddi misin? — Hem de çok. — Kutay Özkan heyecanlanmış yani? — Fazlasıyla. Bu cevabı duyunca istemsizce güldüm. Onun da benim kadar heyecanlandığını öğrenmek içimi ısıtmıştı. — Ben de paniklemiştim. — Fark ettim. — Nasıl fark ettin? — Kapıyı açtığında nefes nefeseydin. Yüzümü ellerimle kapattım. — Hayır ya... — Evet ya. — Kutay. — Efendim? — Sus. Kutay kahkahaya boğuldu. Ben de gülmeye başladım. Uzun zamandır bu kadar mutlu hissetmemiştim. Bir süre sonra evimin önüne geldik. Bu kez gerçekten vedalaşmamız gerekiyordu. Ama ikimiz de bunu istemiyorduk. Kutay ellerini cebine koydu. Ben de çantamın askısıyla oynadım. — Sanırım artık gitmelisin. — Sanırım. Ama hiçbirimiz yerimizden kıpırdamadık. Bu durum ikimizi de güldürdü. Kutay başını hafifçe eğdi. — Arya... — Efendim? — Yarın görüşeceğiz ama şimdiden özlemeye başladım. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu. — Kutay... — Efendim? — Sen gerçekten çok tehlikelisin. Kutay güldü. — Neden? — Çünkü böyle konuşunca ne diyeceğimi bilmiyorum. Yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. — O zaman cevap verme. — Neden? — Sadece bil yeter. Bir an gözlerine baktım. Sonra cesaretimi toplayıp gülümsedim. — Ben de özleyeceğim. Kutay'ın yüzündeki mutluluğu görmek bile beni mutlu etmeye yetmişti. Tam o sırada telefonum çalmaya başladı. Ekrana baktım. Eliz Arıyor. Bir an gözlerimi kapattım. Kutay ekrana bakıp güldü. — Açmazsan buraya gelir. Kahkahamı tutamadım. —Bu sefer haklısın galiba. Telefonu açtım. Daha ben konuşamadan Eliz'in sesi duyuldu. — ARYA! Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. — Buradayım. — NERDESİN SEN?! — Eliz sakin ol. — SAKİN OLAMAM! Kutay yanımda gülüyordu. — Arya! — Efendim? — Bana her şeyi anlatacaksın. — Neyi? — BENİ SİNİR ETME. Gülmeye başladım. — Tamam anlatacağım. — SONUNDA. Derin bir nefes aldım. Sonra gülümseyerek konuştum. — Kutay bana âşık olduğunu söyledi. Telefonun diğer ucunda tam bir sessizlik oldu. Bir saniye. İki saniye. Üç saniye. — Eliz? Sonunda sesi geldi. — Ben şu an bayıldım galiba. Bu kez hem ben hem de Kutay kahkaha…