Bölüm Bir: GERİ DÖNÜN
Yazar: Ö.B.C

> "Bazen en güvenli görünen yol, seni geri dönemeyeceğin yere götürür." --- Saat 22.48... 3059 yılında geceler artık eskisi gibi değildi. Gökyüzü tamamen karanlık olmuyordu. Atmosferi korumak için yörüngeye yerleştirilen dev ışık uyduları, geceyi soluk mavi bir renge boyuyor; yıldızların çoğunu görünmez hâle getiriyordu. Büyük şehirler göğe doğru uzanan cam kulelerle çevriliydi. Havadan ilerleyen araçlar, neon ışıklarıyla gökyüzünde sessiz çizgiler bırakıyordu. Dışarıdan bakıldığında dünya gelişmişti. Ama insanlar... İnsanlar hiçbir zaman değişmemişti. Korku hâlâ vardı. Yalan hâlâ vardı. Ve sırlar... Onlar hiç bitmemişti. Ben bunların hiçbirini bilmiyordum. O geceye kadar... --- Telefonumun alarmı çaldığında yatağımda tavana bakıyordum. Uyuyamıyordum. İçimde tarif edemediğim garip bir huzursuzluk vardı. Sanki biri bana görünmeden yaklaşıyor... Sanki bir şey olacakmış gibi... O sırada odamın kapısı üç kez yavaşça vuruldu. Tak... Tak... Tak... "Uyumadın mı?" Abimin sesiydi. "Hayır." Kapıyı açıp içeri girdi. Üzerinde siyah montu vardı. Saçları hâlâ ıslaktı. Belli ki biraz önce duş almıştı. Elinde iki bardak sıcak çikolata vardı. Birini bana uzattı. "Gergin görünüyorsun." Bardağı alırken gülümsedim. "Biraz." Yatağın kenarına oturdu. Çocukluğumdan beri ne zaman korksam hep yanıma gelir, saçımı okşar ve "Ben yanındayım." derdi. Ama bu gece farklıydı. Bugün bana hiç dokunmadı. Sadece gözlerimin içine baktı. Uzun süre... Normalden fazla uzun. Sonra sessizce konuştu. "Gitmek istemiyorsan vazgeçebiliriz." Şaşırdım. "Sen istemiyor muydun?" "İstiyorum..." Sustu. "...ama bu gece içime sinmiyor." İlk defa böyle konuşuyordu. Abim korkmazdı. En azından bana hiç belli etmezdi. "Peki neden gidiyoruz?" Derin bir nefese çekti. "Arda'nın işi." Arda... Abimin çocukluk arkadaşı. Ben onu yıllardır tanıyordum. Sessizdi. Soğukkanlıydı. Çok az gülerdi. Ama abim ona herkesten fazla güvenir, "O varsa sorun çıkmaz." derdi. Nedense ben hiçbir zaman Arda'ya tam anlamıyla güvenemedim. Gözlerinde sürekli sakladığı bir şey varmış gibi hissederdim. --- Telefonuma bir bildirim düştü. ARDA "Hazır mısınız?" Abim mesajı görünce ayağa kalktı. "On dakika sonra aşağıdayız." Telefonunu cebine koydu. Tam odadan çıkarken durdu. Arkasını dönmeden konuştu. "Eğer bu gece garip bir şey görürsen..." Kalbim hızlandı. "...sakın araçtan inme." Kapı kapandı. Ben ise olduğum yerde donup kaldım. "Neden böyle dedi?" --- Yirmi dakika sonra apartmanın önündeydik. Hava beklediğimden daha soğuktu. Rüzgâr, sokaktaki hologram reklamları bile titretiyordu. Karşı kaldırımda siyah bir araç duruyordu. İlk bakışta diğer uçan araçlardan farklı görünmüyordu. Ama yaklaşınca... İçime kötü bir his çöktü. Aracın boyası çiziklerle doluydu. Sanki defalarca büyük kazalar atlatmış gibiydi. Ön camın sağ köşesinde derin bir çatlak vardı. Kaportanın üzerinde anlam veremediğim yanık izleri bulunuyordu. En garibi ise... Kapının yanında kırmızı boyayla çizilmiş küçük bir semboldü. Bir göz... Ve altında tek çizgi. "Nedir bu?" Abim hemen cevap vermedi. Arda ise kapıyı açarken yalnızca şunu söyledi: "Boş ver." Ama sesindeki gerginliği fark etmemek imkânsızdı. --- Arka koltuğa oturdum. Kapı kapanır kapanmaz içerideki ışıklar söndü. Motor çalışmadı. En azından ben öyle sandım. Araç sessizce yükselmeye başladı. Titreşim bile yoktu. Camdan dışarı baktığımda apartmanımız küçülüyor, şehir aşağıda kalıyordu. Her şey normal görünüyordu. Ta ki... Gösterge panelindeki ekranda tek bir satır belirene kadar. > Rota hesaplanıyor... Bir saniye geçti. İki saniye geçti. Sonra ekran aniden karardı. Ve kırmızı harflerle tek cümle yazıldı. GERİ DÖNÜN. Arda'nın yüzündeki renk bir anda soldu. Abim öne eğildi. "Yine başladı..." Ben duyduklarıma inanamadım. "Ne demek yine?" İkisi de cevap vermedi. Araç ise kendi kendine hızlanmaya başlamıştı... --- Göğsüme oturan baskı her saniye biraz daha artıyordu. Parmaklarımı koltuğun kenarına öyle sıkı bastırıyordum ki tırnaklarım avuç içime batıyordu. "Arda!" diye bağırdı Mert. "Sistemi kapat!"…