13.BÖLÜM: İSTENMEYEN MİSAFİR
Yazar: Luna.123

Öğlen saatlerindeydik. Neredeyse bütün okul, lise mezuniyeti için toplanmıştı. Açık bir alandı mezuniyet yeri; birbirinden güzel kokan sümbüllerle bezenmiş bir alanın tam ortasındaydı. Fakat ben insanlardan ve yüksek sesten bunaldığım için alandan kaçmıştım. Çok uzakta olmadığım için mezuniyet alanını rahatlıkla görebiliyordum. Bacak bacak üzerine atmış, oturuyordum bir bankın üzerinde. Üstte olan bacağımın üzerinde Attilâ İlhan'ın Böyle Bir Sevmek kitabı vardı. Rastgele bir sayfasını açıp okumaya başladım. Attilâ İlhan şöyle diyordu sayfada: Aydınlık neyin oluyor senin Gökyüzü akraban filan mı Beni bulur bulmaz gözlerin Şimşek çakıyorum, yalan mı? Yüzünde yalazını gezdirdiğin Sayfayı okurken etrafta çok tanıdık bir koku hissettim. Bu sebeple gözlerimi kelimelerden kaldırıp etrafa baktım. Etrafa baktığımda, bankın sol tarafında gördüğüm sümbül çiçeği dikkatimi dağıttı. İster istemez severdim sümbül çiçeklerini. Parfümüm sümbüldü. En sevdiğim çiçek oydu. Babam da "Sümbül kokulum." diye severdi beni. Bir çiçek sayesinde anılara dalmıştım. Çiçeğin sahibinin kim olduğunu merak ettiğim için etrafa bakmaya devam ettim ve sonunda gördüm; bankın şimdi biraz uzağında yürüyordu. Emre'ydi. Sahibi bırakıp gitmişti. Tahminimce onu görmediğim ve görmeyeceğimi düşünmüştü. Fakat görmüştüm ve hiçbir zaman onu gördüğümü ve bu çiçeği sakladığımı bilmeyecekti. Bir yere kadar benimse bilmediğim, bu çiçeğin bana bugünden çok farklı bir şey hatırlatacağıydı. Satırları okumaya devam ettim: Saçlarından tutuşmuş orman mı Akla ziyan bir şey elektriğin Ayışığı mavisi dudaklarından mı O ışık zenginliği mi giyindiğin Uzay tozları mı yıldızlardan mı Elime dokunduğu an elin Güneşler açıyorum, sahi ondan mı? Aydınlık neyin oluyor senin Ve ben bu satırları okudukça gökyüzü gözlü adam, benden adım adım uzaklaşmaya devam etti. Bense sümbül çiçeğini kaldığım sayfaya koyup mezuniyet alanına gittim ve senelerce o çiçeği orada, gençliğim misali, kuruttum. Şimdiki zaman Bunu göreceğime yerin yarılıp beni içine çekmesini ve hayatımın burada son bulmasını tercih ederdim. Ama ne yazık ki böyle fantastik bir dünyada yaşamıyorum ve gördüğüm şey tamamen gerçekti. Hayatımın en acı gerçeklerindendi. Benim acı içinde bakışlarım eşliğinde; şeytanın sol bacağı ile bilinen adı ile memnuniyetsiz Cevriye ve annemin kol kola bir şekilde bana gelmesi, şaşkınlık seviyemi daha da arttırdı. Bu kadının saflık seviyesi, tavan safadaydı gerçekten. O sırada olacak her şeyden habersiz, bu ikilinin yanında ilerleyen Özbeğen ailesi gerçekten halinden memnundu; bir kişi dışında: Erkan amca. Erdal Bey ile karşılaşacağı için sanıyorum ki yüzü yerle bir gidiyordu. Haklıydı adam. Erdal Bey oldukça zor bir adamdı. Bilmiyorum ki bu adama +1 bir şekilde bir de yan tarafındaki memnuniyetsiz Cevriye eklenecekti. Gözüm tekrar anneanneme döndü. Göğsü tavus kuşu misali kabarmıştı. Sebebini biliyordum. Makam aracından farksız bir şekilde havaalanının kapısının önüne çekilen siyah minibüstü. Bu durum anneannemin iğrenç egosunu şahlandırıyor, kendine bir halt hissettiriyordu. Onun geleceğini bilsem araçtan dahi inmezdim. Şimdi hepimiz yan yana dizilmiş Cevriye Hanım'ın teşrif etmesini beklemiş gibi gözüküyorduk. Çok geçmeden yanımıza geldiler. "Hoş geldiniz," diyerek önce anneme, sonra Lale teyzeye, Erkan amcaya sırasıyla sarıldım. Erkan amca ona sarılırken, "Benim gelinim ne kadar da serpilmiş, su gibi olmuş," dedi içten bir sesle. Ben ise mahcup olmuş sesimle, "Abartıyorsunuz," demek zorunda kaldım. Yanındaki Lale teyze, "Ne abartması kızım, doğru söylüyor amcan. Küçükken de böyle güzel olacağın belliydi," dedi. "Ama tek eksiği var amcanın; sen bizim her zaman kızımızdın. Şimdi de gelinimiz değil, kızımızsın." Erkan amca, "Tabii öyle," dedi Lale teyzeye. "Benimki lafın gelişi. Alınmadın değil mi kızım?" dedi bana doğru. "Tabii anladım amca, neyine alınacağım bu lafın? Ben sizi tanıyorum." Herkese teker teker sarılırken bilerek Cevriye Hanım'ı atlamıştım. "Evlenmeden önce 'kızın, kızın' derler; sonr…