30'A ÇEYREK KALA

12. BÖLÜM: KUŞ DİLİ

Yazar:

30'A ÇEYREK KALA – Luna.123 kitap kapağı
30'A ÇEYREK KALA – Luna.123 kitap kapağı

Arkadaşlar, size küçük bir ricayla geldim. 🩷 Bu yazarlık yolculuğumda benim için en büyük destek her zaman sizin okumalarınız oldu. Fakat bu uygulamada yalnızca okunma sayısı yeterli olmuyor. Bu nedenle artık sizden yorumlarınızı da rica ediyorum. Yorumlarınız, hem bu kitap hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmem hem de kitabımın daha geniş bir kitleye ulaşabilmesi açısından benim için çok önemli. Bunun yanı sıra uygulamada bulunan Hit özelliğini kullanarak da kitabıma destek olabilirsiniz. Yapacağınız bu desteklerin hiçbirinin sizden maddi olarak bir karşılığı olmayacak; tamamen ücretsiz desteklerdir. Sizden böyle bir ricada bulunmamın sebebi ise şu sıralar biraz motivasyon eksikliği yaşıyor olmam ve kitabımın daha geniş kitlelere ulaşmasını istemem. Eğer gerçekten böyle bir ihtiyaç hissetmeseydim sizden böyle bir ricada bulunmazdım. Bu destekleri verecek herkese şimdiden çok teşekkür ederim. İnanın, yapacağınız her yorum ve vereceğiniz her destek benim için gerçekten çok değerli. 🩷 Şimdi sizi yeni bölümle baş başa bırakıyorum. ✨ Yaz akşamının sıcak esintilerinin eşliğinde Özbeğen ailesinin evindeydik. Babam karakolda olduğu için annem akşamı yalnız geçirmek istememişti. Biz işte, Emre'yle Emre'nin odasında kendi hâlimize takılmaktaydık. Çalışma masasındaki defterlerini karıştırırken değişik bir yazı gördüm. Kareli bir defterdi. Yazıyı okumadan önce kapağını kapatıp ne defteri olduğuna baktım. Kapağın üzerinde küçük bir stickerda el yazıyla “Emre Özbeğen, 2-C, Matematik” yazıyordu. Ardından defteri tekrar açıp ne yazdığına baktım. Şunlar yazıyordu: “Bugün kuş dilini öğrendim. Oldukça eğlenceli bir şeymiş. Şimdi kuş dili şeklinde yazmaya çalışıyorum.” Peşinden odaya gelen Emre'ye defteri göstererek: “Bu ne?” dedim. Deftere baktıktan sonra güldü. “Kuş dili. Bakkalcı Hacı Amca'nın oğlu Mustafa abi öğretti. Sana da öğreteyim, ister misin?” Merak etmiştim. Oldukça eğlenceli ve değişik gözüküyordu. Hevesle, son harfini uzatarak: “Evet, bana da öğret!” dedim. Ben onun çalışma masasının sandalyesinde otururken karşıma bir tabure çekerek oturdu. Bir öğretmen edasıyla kuş dilinden bahsetmeye başladı. “Şimdi beni dinle. Çok kolay. Her ünlü harfin sonuna konuşurken ‘g’ koyacaksın.” “Nasıl yani?” diye sordum. Şöyle dedi ve masayı göstererek konuşmaya başladı: “Magasaga.” Sanırım anlamıştım. Ben de masanın üzerindeki kalemlikteki kalemlerden birini işaret ederek: “Kagagalemgem,” dedim. “Evet!” dedi şevkli bir şekilde. “Öğreniyorsun!” Kuş dili üzerindeki sohbetimizi, annemin oturma odasından “Aylin!” diyerek beni çağırması bölmüştü. O yüzden Emre'nin kuş dilinde: “Segeni sevgeviyogorum,” dediğini duyamamıştım. ​GÜNÜMÜZ ​Babaannemin art arda sıraladığı ahiret sorularına cevap verirken bir yandan da alacaklı gibi çalan kapıya doğru gidiyordum. Kapıyı açtığımda asla görmek istemediğim bir yüzle karşı karşıya kaldım. O yüzün sahibi Alper'di. Ben bir şok girdabına sürüklenirken hâlâ soru sorma derdindeydi. Telefondaki sesi dışarıdan duyuluyordu. Şöyle diyordu: “Neden böyle oldu? Bir türlü anlayamadım.” Babaannemin sorusuna cevap verdim. “Öyle gerekti, babaanne. Kapatıyorum artık,” dedim ve kapattım. Hâlâ içimde bir yerde, o malum şeyin yaşandığı gün onlara ağız dolusu küfürler etmediğim için pişmanlık yaşıyordum. Ama kahrolası bir huyum vardı işte: Kritik anlarda kilitlenip kalıyordum. Yüzüne tükürme isteğimi zar zor dizginlerken, kapının üzerinde tuttuğum sol elimin kapının arkasında duran dört parmağını kapıya büyük bir hırsla bastırdım. Ve sonunda bu bakışma söze döküldü. “Ne işin var burada?” diyerek bu konuşmayı başlatan kişi bendim. Dişlerini sıkarak: “Bana bunu yapmış olamazsın,” dedi. İster istemez, isterik bir şekilde güldüm. Kıkırdamalarımın arasında: “Ne oldu? Aldatan adam olunca sıkıntı yok, aldatılan adam olunca mı sıkıntı var?” dedim. “Sen ilişkin boyunca hep sadık bir kadın oldun. Bunu yapmazsın, yapamazsın.” Haklıydı. Hep sadık bir kadın olmuştum. Fıtratım böyleydi. Ama şu zamana kadar hiçbir zaman işime yaramamıştı ahlaki sınırla…

Bölümün tamamını WritePad'de oku