10. BÖLÜM: ZOR KARAR
Yazar: luna. 123

Sinirle mekana geri dönerken, dış kısımda bulunan masalardan birinde oturan Ayça'nın kardeşi Selin ve Zehra dikkatimi çekti. Sinirden, onları buraya davet ettiğimi bile unutmuştum. Zehra’yı uzun zaman sonra ilk kez Cem'in resim sergisinde gördüğümde, sağ kaşının ve sol yanağının üzerindeki benlerini kapatmıştı; fakat bugün bunu yapmayı tercih etmemişti. O yüzden bu benlerin varlığını net bir şekilde hatırladım. Onun karşısındaki sandalyede ise siyah, düz, uzun saçları, yanaklarının ve burnunun üzerindeki çilleriyle Selin oturuyordu. Ayça ve Selin'i görenler, onları tanımadıkları sürece öz kardeş olduklarına inanmazdı. Gerçi Ayça'nın da saçları boyaydı ve asıl rengi siyahtı; ama saçlarının siyah olması; Selin'in keskin yüz hatları, çilleri ve yeşil gözleriyle ablasıyla zerre alakasının bulunmadığı gerçeğini değiştirmezdi. Ben, yeşil gözleri sebebiyle Selin'i daha çok annesine, Ayça'yı ise ela gözleri sebebiyle babasına benzetirdim. Bizim mekanımızın şefi Ayça'ydı. Artık eski mekanımız mı yoksa hâlâ bizim mekanımız mı bilmem ama üniversite son sınıftayken açmaya karar vermiştik burayı. Ayça zaten bu işle alakalı bir bölüm okuduğu için bu hep onun hayaliydi, ben biraz sonradan dahil olmuştum. O yüzden bu çabam, o iki sene daha beklemek isterken benim "hemen yapalım" diye tutturmam yüzündendi. Bütün borçların hepsini tek başıma ödemek için çabalıyordum; çünkü bütün bu kredilerin çekilmesine ben sebep olmuştum. Bütün bunların sebebi benim sabırsızlığımdı. Birkaç adım daha attıktan sonra konuşma seslerinin rahatça duyulacağı bir mesafeye geldim. Zehra, Ayça'ya eşiyle nasıl tanıştığını soruyordu. Ayça ona bir fotoğraf gösterirken, ben de o fotoğrafın nasıl bir şey olduğunu görebilecek vaziyetteydim. Düğün fotoğraflarından kalma, dış çekim bir kareydi: Umut, Ayça'yı belinden tutmuş havaya kaldırıyor, Ayça da mutlulukla gülümsüyordu. Fotoğrafı göstermesinin ardından tanışma hikayelerini anlatmaya başladı Ayça: "Ben şefim, bir keresinde cruise gemisinde görev almıştım. Umut da geminin kaptanıydı, o vesileyle tanıştık. Gerisi de çorap söküğü gibi ilerledi." "Ya, ne kadar romantik!" dedi Zehra. Zaten ona bir gram romantiklik içeren bir şey anlatmanız, erimesi için yeterliydi; o tipte bir insandı. Bu sefer Ayça sordu Zehra'ya: "Siz nasıl tanıştınız eşinle?" Zehra, "Bizimkinden o kadar romantik bir şey bekleme, çıkmaz zaten. Liseden beri beraberdik, en sonunda evlendik işte," dedi. Bu sohbetin sonunda kızlar beni fark etti. Ayça içeri doğru el hareketi yaparak, "Gelsene, ne dikiliyorsun orada?" dedi. "Nefes alıyordum öyle," dedim ve yavaş adımlarla içeri doğru geçtim. Elimdeki dosyaları göstererek kızlara, "İçeri bırakıp geliyorum," dedim. Ben bunu söylerken Ayça, Zehra'nın numarasını almaktaydı. Kısa sürede çok hızlı kaynaşmışlardı. Kasanın arkasına bıraktığım dosyaya doğru bakarken bakışlarım bir anda dağıldı. Bu dalgınlık, beni yarım saat öncesine sürükledi. YARIM SAAT ÖNCE "Dinle beni," dedi Emre'nin geçmişten gelen sesi. "Bu anlaşma ikimizin de lehine olacak. İkimiz de birbirimizi tanıyoruz, bir sene bizim için ne kadar kötü geçebilir ki?" "Sus!" dedim. Daha fazla bu konu hakkında bir şey duymak istemiyordum. "Bana haber vermeden nasıl benim hakkımda birine söz verip bir sözleşme imzalarsın? Hangi hakla, hangi sıfatla?" "Senin için yaptım," diyordu Emre. Bu konuşma başladığından beri birkaç kere "ikimizin de ihtiyacı" ve "ikimizin de lehine" gibi cümleler kullansa da, o paraya onun ihtiyacı olmadığını biliyordum. Kendimi iyi hissetmem için onun da ihtiyacı varmış gibi davranıyordu. Duyduklarım sebebiyle bıkkın bir nefes verdikten sonra, "Birbirimizi tanıdığımız doğru ama birbirimizin 13 sene önceki haliyle sınırlı bir şekilde tanıdığımız su götürmez bir gerçek," dedim. Onun cevap vermesine izin vermeden hızlıca kaldırımdan kalkıp mekana doğru yol aldım. GÜNÜMÜZ Başımı hiddetle sağa sola sallayarak bu geçmiş girdabından sıyrılmaya çalıştım. Kızların kahkaha sesleri kulağımda dolaşıyordu. En sahici gülümsemelerimden bi…