7. BÖLÜM: ALLAH YAZDIYSA BOZSUN
Yazar: luna. 123

O kadar yorulmuştum ki yatak odama gitmeye hâlim kalmadığı için oturma odasındaki koltukta uykuya dalmıştım. Evimde beyaz duvarlar vardı; duvarların üzerinde de pek çok bordo tablo bulunmaktaydı. Hatta biri kabartmalı bir tabloydu, en çok onu severdim. Bordo L koltuğun ortasında ise beyaz, hoş bir şekilde bir halı vardı. Halının üzerinde ise dikdörtgen şeklinde bordo camlı bir sehpa bulunmaktaydı. Koltuğumun karşısındaki televizyon sehpam ise bordo rengindeydi ve yine dikdörtgendi; tokmak şeklinde beyaz tokmakları, birçok da çekmecesi vardı. Anlayacağınız, tıpkı benim gibiydi. Evim bir o kadar renkli fakat bir o kadar da renksizdi. İsteyene en renkli taraflarımı sunardım ki ben Meziyet, o kısmı ortaya çıkarabilmekteydi. Kadınlar ayna gibiydi neticede; ona varıldığı gibi davranırdı karşısındaki adama. Huysuz mırıltılarla uyandım. Tıpkı günümüz insanları gibi, ilk uyandığımızda elim sehpanın üzerinde duran telefonuma gitti. Birkaç tane mesaj bildirimi gelmişti fakat elim ilk Ayça'dan gelenlere gitti. Bir tane sesli mesaj atmıştı. Ayça: ▶️•|ı|ı|ı|ı|•0:10 Günaydınnnnn güllerin gülü! Akşam bana gelsene, canım sıkılıyor. Umut da yok zaten, saracak kimseyi bulamıyorum. En yakın arkadaşın yapması gerekenleri yap ve bütün salaklıklarıma katlan, bu bir emirdir. Diyordu ses kaydında. Tabii ki 2x'e alarak dinlemiştim. Olabilirdi aslında, yalan yok. Benim de canım sıkılıyordu son zamanlarda. Hem onu da özlemiştim, yeni evinde görürdüm iyi olurdu. Hem artık olanları da ona anlatmam gerekiyordu, daha fazla saklayamazdım. Ben de sesimi kaydetmeye başladım. Siz : ▶️•|ı|ı|ı|ı|ı|ı|•0:05 Okey akşooo gelirim akşam. Diye kısa bir ses kaydı atmıştım. Ses kaydına geçmeden önce sesimi olabildiğince düzeltmeye çalışmıştım; çünkü gün daha yeni başlıyordu. Eğer şimdi ona dökülürsem berbat bir gün geçireceğime emindim, zaten akşam dökülecektim. Şimdi zamanı değildi. Ve diğer sohbete geçtim. Bu sohbet okuldan gelen bir bildirimdi: "Son ders saatinde veli toplantısı yapılacaktır. Bütün velilerimizin ve öğretmenlerimizin bilgisine sunulur." diyordu bildirimde. Sonraki mesaj ise hiç beklemediğim birindendi: Emre. "Müsaitsen bugün kahve içelim mi?" diyordu mesajında. Şu an mesaj uygulamasında olduğum için sohbetine girmeden üstten okuyorum mesajını. Sohbete girdim. Buz Prens: Müsaitsen bugün kahve içelim mi? Bense şöyle bir emoji atmıştım ona: Siz:👍🏻 Ben bunu neden yaptım? Kendime gittikçe uyuz oluyorum, salaklaşmaya mı başladım ne? 30 yaş eşiğine gelince insanlara böyle mi oluyor, benim aklımın başıma gelmesi gerekmiyor muydun? Kendimi liseli ergenler gibi hissediyorum. Mesajımı görmüş olmalı ki şunu da yazdı: Buz Prens: Müsait olduğunda yaz, gelip alırım seni. Siz: Tamamdır. Yazmıştım. Az önce fazla rahattım, şimdi ise fazla ciddi. Ne oluyordu bana? Ona karşı nasıl davranacağıma bir türlü karar veremiyorum. Telefonumla beraber koltuktan kalktım. Dün izlediğim video hâlâ televizyonda açık durumdaydı; bu ister istemez yüzümde bir tebessüm yarattı. Televizyonu kapatıp üzerimi giymek için yatak odama gittim ve giyinip hızlıca evden çıktım. Emektar sarı vosvosuma binip okula doğru yol aldım. Alçılarım sonunda kolumdan ve bacağımdan çıkarıldıkları için şanslıydım, rahatça araba kullanabiliyordum. Bu esnada bana sabahları okul yolunda itina ile eşlik eden radyo programından ses yükseldi: "Sevgili dinleyenler, bu şarkı bir dinleyicimizin özel isteğidir. Emre Özbeğen 'Senin en güzel yerin kahverengi gözlerin' diyor. Bunu kime söylediğini bilemiyoruz ama güzel bir şarkı olduğunu inkar edemeyiz." dedi sunucu muzip bir sesle sunduktan sonra şarkıya girdi: "Sanki billur bir pınar kahverengi gözlerin, ruhuma neşe sunar kahverengi gözlerin. Gözlerin yâr gözlerin, kahverengi gözlerin..." Bu şarkı ile birlikte geçmiş düştü aklıma. Başvurduğu her an kulaklığı ile şarkıyı dinlerdi son ses bir şekilde, duyardım hep sesini. Sadece sevdiği bir şarkı olduğunu düşünüyordum; öyleydi değil mi? Geçmiş Geçmişten herhangi bir gündü. Emre, ben, Zehra ve Cem en sev…