5.BÖLÜM: GİDENLER VE KALANLAR
Yazar: luna. 123

Geçmişten kısa ama bir o kadar da kuvvetli bir an Keskin olurdu Ankara'nın rüzgârları. Her ne kadar bir yaz akşamı olsa da bakiydi keskinliği. Emin, karakolda son işlerini hallederken düşünceliydi; yarın kızının mezuniyeti olacaktı. Kızına alacağı hediyenin ne olacağını da düşünmekteydi. Yan kısımdaki açık olan kapıdan bir ses duyuldu. Bu ses, karakol ihbar operatörlerinden birinin telsizinden geliyordu. Telaşlı, yaşlı bir kadın sesi duyuldu telsizden. Şöyle diyordu kadın: — Oğlum, gelinimi öldürecek, kurtarın onu! Operatör sakindi. Kim bilir günde kaç kere böyle ihbarlar alıyordu; ama bu, Türkiye'nin işler acısı hâline içinden sövmediği anlamına gelmiyordu. — Adres alayım teyzeciğim, lütfen sakin olun, dedi operatör. Kadın, titreyen sesi ile adresi verdi: — Milliyet Caddesi, Manolya Sokak, Özgün Apartmanı, 3. kat, dedi ve hat kesildi. Adrese yönlendirilen ekibin içindeydi Mehmet Başkomiser. Öncelikle sakinleştirme politikasının işleneceğini söylemişti ekibe. Başkomiser adama bağırdı: — Sakin ol ve teslim ol! Adam aynı hırsla karşılık verdi: — Ölürüm de teslim olmam! O beni aldattı, bedelini ödeyecek! Kadın ağlayarak, çığlık atarcasına haykırdı: — Aldatmadım, aldatmadım, yapmadım! Ben sadece boşanmak, kurtulmak istedim! Adamla kadın balkonda duruyor, kadın ise adamın boğazını saran kolundan kurtulmaya çalışıyor; ama adamın diğer eliyle boğazına dayadığı bıçak yüzünden pek bir şey yapamıyordu. — Kurtulmak istedin ha? Kurtaracağım ben seni, bekle! dedi adam ve bıçağı boynuna daha fazla bastırdı. Emin, bu yardım çığlıklarına daha fazla kayıtsız kalamayarak inisiyatif çizgisini geçti. Binanın arkasından dolandı; binanın arkasında bir yangın merdiveni bulunduğunu fark etti. Merdivenden çıkarak evin balkonuna ulaştı. Adamın arkasından yürüyerek tam ona ulaşacağında adam onu fark etti ve aynı anda birbirlerine ateş ettiler. O anda karşı binadan bir türkü sesi yükseldi. Huzur içinde bir kadın sesiydi bu ses: Bu Tepe Kumlu Tepe, Nenni de yarim nenni. Su gelir sere serpe, Eski de yarim hani. Dediler yâr uyumuş, Nenni de yarim nenni. Uyardım, öpe öpe, Eski de yarim hani. Bu türkü, Emin'in en sevdiği türküdü. En sevdiği türkü eşliğinde uğurlanmıştı fani dünyadan. Kendi canını feda ederek bir canı kurtararak uğurlanmıştı. Emin bundan habersiz bir şekilde can verse de kızına lise mezuniyeti hediyesi olarak ölüm haberi gidecekti. Şimdiki zaman Hastaneden çıkışımı yapmıştım. Çıkış kapısından dışarı birkaç adım attığımda gözlerimle etrafı taradım ama görünürde bir taksi durağı yoktu. Aracım da yanımda değildi; ona doğru giderken bu kazayı yapmıştım. Şayet yanımda olsaydı da kullanabilecek durumda değildim şu an. O yüzden kara kara düşünmekten başka hiçbir şey yapamadım. Ayça'yı arayamadım. Şu anda balayında neşeli anlar geçirdiğinden emindim. Ne özel hayatımda yaşadıklarımdan ne de şu anda olduğum durumdan bahsetmiştim ona. Ondan çekindiğimden ya da benimle dalga geçeceğini düşündüğümden dolayı değildi anlatmamamın sebebi. En özel anlarında spot ışıklarını kendime çevirmek istemiyordum. Sadece aklı bende kalsın istemiyordum. O yüzden onu aramayacaktım. Annemi de arayamazdım. Boşu boşuna telaşlanırdı. Zaten burada yaşamıyordu. Amasya'da, anneannemin yanındaydı. İstese de şu anda gelemezdi. Ben düşüncelerime dalmışken yanıma birinin geldiğini fark etmemiştim. Birkaç dakika sonra sol tarafımda, yanağıma doğru değen sıcak bir nefes hissettim ve tedirgin bir şekilde o tarafa döndüm. Tuttuğum nefesi rahat bir şekilde vermemi sağlayan şey, gördüğüm kişinin Emre olmasıydı. Soğuk tavrını baki tutarak: — İstersen seni evine ben bırakabilirim, dedi. Benimse "Olur," demekten başka şansım yoktu. — Bir arkadaşın ya da sevgilin falan var mı? Bu hâlde yalnız kalmamalısın. Benim iyiliğimi düşünürken bile sözlerindeki soğukluk hâlâ devam ediyordu. — Yok, dedim tripli bir ses tonuyla. İnsanı buz kestiren tavırları ve ses tonu sinirlerimi bozuyordu artık. Bilmiyorum, belki o da haklıydı. Neticede kaç yıldır görüşmüyorduk ama onu gördüğümden beri buz kestiren tav…