4.BÖLÜM: SÖZLEŞME
Yazar: luna. 123

Gelin çiçeği ile bakışmalarımız sürerken düğün ahalisi de sevinç çığlıkları, mutluluk ve şaşkın tezahüratlar içindeydi. İnsanlara, Ayça’ya henüz Alper’den ayrıldığımı söylememiştim. Çünkü onun bu mutlu gününde benim adıma üzülmesini istemiyordum. O yüzden olanları çaktırmamak ve gelin çiçeğinden hızlıca kurtulmak adına tatlı bir şekilde: “Yok canım, ben almayayım.” derken şanslıydım ki oturduğum sandalyenin tam karşısında ayakta duran bekar bir kız arkadaşım vardı. Çiçeği elime alıp kızcağıza fırlattım. Bu o kadar hızlı olmuştu ki sanki bir ateş topu tutuyor da onu fırlatıyor gibiydim. Gelin çiçeği seremonisinden sonra after partiye geçilmişti ama ne olduğunu tam idrak edemiyordum. Çünkü parti benim için “içkiler yukarı, danslar aşağı”dan ibaretti. Aslında bütün düğünü kendim için bu cümleyle özetleyebilirdim. Gün boyu o kadar ağır şeyler yaşamıştım ki beynimi bu şekilde resetlemeye çalışıyordum. Aslında bu etkinlik en yakın arkadaşımın düğünü olmasaydı böyle alkollü bir ortama bu şekilde katılmamayı yeğlerdim. Ama olan olmuştu, biten bitmişti. Neticede düğün bittiğinde arabamı alabilmek için karşıya geçerken sağıma ve soluma bakmadığım için gelen arabayı fark edememiş ve trafik kazası yapmıştım. Ambulans eşliğinde getirildiğim hastanede, yarı baygın bir şekilde beyaz sedyenin üzerinde yatarken hayal meyal şöyle bir ses duyduğumu hatırlıyorum: “Emre Özbeğen, acile bekleniyorsunuz!” Çok geçmeden bana doğru gelen ayak seslerini duydum ve bu seslere, zihnimin kuytu köşelerinde kendine yer edinmiş bir ses eşlik etti: “Hastanın şikâyeti ne?” Bu soruya cevap genç bir kadın sesinden gelmişti: “Trafik kazası. 20’li yaşlarında kadın hasta. Sol kolu ve sağ bacağında kırıklar bulunmakta, alçıya alındı.” Zihnim bulanıkken tanıdık sesten bir soru daha geldi: “Hastanın adı ne?” Duyduğum sesler bana giderek yaklaşıyordu. Genç kadın bu soruya şöyle cevap verdi: “Aylin Aydoğdu.” Tanıdık ses kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra: “Ne dedi?” diye sordu. Genç kadın şaşkınlıkla: “Tanıyor musunuz?” dedi. Soruya şöyle cevap aldı: “Eski bir tanıdık.” Çok geçmeden gözümün önünde küçük bir ışık belirdi ve bu ışık yüzünden tam seçemediğim bir erkek yüzü gördüm. Tanıdık ses bana şöyle sordu: “Aylin Hanım, sesimi duyabiliyor musunuz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” İlk sorusundan sonra sesindeki gereksiz resmiyet beni rahatsız etmişti. Zihnimdeki bulanıklık yavaşça berraklaşmaya başlarken zorlukla: “Evet…” diyebildim. Berraklaşan zihnimin getirdiği şaşkınlık ve panik hisleriyle önce serum takılı sağ koluma, sonra alçıya alınmış bacağıma ve koluma baktım. Ardından karşımdaki adama şaşkınlıkla: “Emre…” dedim. O benim kadar şaşırmış değildi. “Aylin.” dedi soğuklukla. Bu kısa aydınlanmadan sonra hastanelik olmadan önce yaşadıklarım gözümün önünden bir film şeridi misali geçmeye başladı. Birkaç arkadaşımın sesi süzülüyordu kulağıma: “Aylin, taksi çağıralım.” “Aylin, sen evde kal… Biz bırakalım.” Hatırıma gelen bu sesler birbirlerinin içine bir halka misali geçiyor ama o seslerin kime ait olduğunu anımsayamıyordum. O seslerin ardından arkadaşlarıma verdiğim cevap da kulağıma süzüldü. Konuşuyordum ama küfe gibi sarhoştum. Kelimeler ağzımda öyle yuvarlanıyordu ki ne dediğimi kendim bile anlayamıyordum. Şöyle demiştim onlara: “Yok… Ben kendim gideceğim, kendim…” Sonra anlamsız bir konuya geçip: “Biliyor musunuz… beni aldattı…” demiştim. Ardından Bihter Ziyagil misali: “Beni… beni…” diye tekrarlamıştım. Hem de kendinden yaşça büyük patronuyla… “Biliyor musunuz!” Bu sesler kesildikten sonra düğünden birkaç kesit gözümün önüne geldi. Bunlar öyle rezillik kesitlerdi ki… Maraz Ali misali “Heyt!” diye bağırıp ağrılara atmadığım kalmıştı. Bu kesitler gözümün önünden geçerken kendimden utandığım için yüzümü ekşittim. GEÇMİŞ Takvimler 2013’ü gösteriyordu. Aylin’le Emre’nin lise mezuniyetiydi. Mezuniyet balosu bitmiş, ikisi de en yakın arkadaşları olan Zehra ve Cem ile favori kafelerine bilardo oynamaya gelmişlerdi. Aylin ile Emre bilardo masasını ayarlarken Zehra ile Cem…