3 GÜN

BÖLÜM 6 : YARALAR VE YANSIMALAR

Yazar:

3 GÜN - zinolay kitap kapağı
3 GÜN kitap kapağı

Sabahın ilk ışıkları, sessizliğe dokunduğunda, şehir henüz gözlerini ovuşturuyordu. Ama o ev... bizim ayrıldığımız o ev… çoktan uyanmıştı. Kan hâlâ kurumamıştı. Masadaki yazı titriyordu rüzgârla. “Adalet sağlanmadıysa, biz sağlarız. Kanımızla yazıyoruz bunu. Geç kalmayın.” --- Polis telsizleri sustu, sirenler değil. Kapıyı kırarak girdiler. Ve orada, Abdurrahman Karalık’ın boş gözleriyle karşılaştılar. Ev sessizdi. Ama içindeki yankı, her yerdeydi. “Kim yaptı bunu?” “Nasıl girdi?” “Hiçbir alarm çalmamış mı?” “Güvenlik kameraları neden çalışmıyor?” Çünkü biz, iz bırakmayız. Biz... Gölgeyi bile geride bırakırız. --- Haberler patladı. Tüm ülke nefesini tuttu. Spikerin sesi titriyordu: > “Son dakika… Ankara’da milletvekili Abdurrahman Karalık, sabaha karşı evinde ölü bulundu. Yetkililer, olay yerinde hiçbir iz bulamadıklarını açıkladı. Ama masaya, kurbanın kendi kanıyla yazıldığı düşünülen bir not bırakıldı…” Kameralar yayındaydı. Evin önü sarı bantlarla çevrilmişti. Bir kadraj, kanlı masaya odaklandı. Sonra sansür geldi. Ama herkes zaten biliyordu. Bu... bir mesajdı. Ve biz... o mesajın yazarlarıydık. --- Bir kafenin köşesinde oturuyordum. S karşımdaki sandalyede, gözlerini uzaklara dikmişti. Elinde bir kahve. Ama içmiyordu. Sadece tutuyordu, titremesin diye. > “Herkes konuşuyor,” dedi. > “Biliyorum,” dedim. > “Adalet diyorlar. Kimisi ‘iyi olmuş’ diyor, kimisi ‘bu çete durdurulmalı’…” Gülümsedim. > “İşte bu yüzden yazdım o notu. Bizim kim olduğumuzu anlamasınlar… ama ne yaptığımızı unutamasınlar.” S gözlerini bana çevirdi. > “Korkuyor musun?” Düşündüm. İlk kez. Gerçekten düşündüm. > “Hayır. Artık korku benim içimde yaşamıyor. Onu çocukken öldürdüm.” --- O an bir çocuk geçti yanımızdan. Küçük, kirli ayakkabılar. Dizinde yara, sırtında okul çantası. Göz göze geldik. Bir anlığına sadece… Sema’yı gördüm. Bir çocuğu daha koruyamadığımız için… bir ismi daha deftere eklemek zorunda kalacağımız için… yumruğum sıkıldı. S elimden tuttu. Gevşedi. --- O gün bütün şehir sustu. Ama içinden fısıldadı: > “Kimse adaletin ne zaman geleceğini bilmiyor. Ama onun ne renk olduğunu öğrendik. Kırmızı.” ... Sabah 08:37 — Ankara / Ulusal Medya Merkezi Elinde ses kayıt cihazıyla hızla yürüyen gazeteci Nazlı Yurtseven, redaksiyon katına çıktığında baş editör gözlerini bile kaldırmadan sordu: > “Yine mi o çete için geldin Nazlı?” Nazlı cevap verdi: > “O çete değil… gölgedeki adalet. Ve eğer biz araştırmazsak, sadece bir isim daha haber bülteninde ‘ölü bulundu’ olarak geçecek.” Editör sustu. Çünkü haklıydı. --- O sabah manşetlerde tek bir konu vardı: > 🗞️ KANLA YAZILAN MESAJ – Kim Bu Adalet Çetesi? 🗞️ Yoklar, ama her yerdeler: Devletin sustuğu yerde kan konuşuyor 🗞️ Toplum ikiye bölündü: Kahramanlar mı? Katiller mi? --- Nazlı, kayıt cihazını açtı ve şehirde dolaşmaya başladı. Önce Abdurrahman Karalık’ın evine gitti. Sarı şerit hâlâ oradaydı. Bir adam yaklaştı: > “Bence hak etti,” dedi. “O adamın elleri temiz değildi, bunu herkes bilirdi.” Nazlı sordu: > “Ama bir insanın bu şekilde infaz edilmesini doğru buluyor musunuz?” Adam omuz silkti: > “Devlet yapmıyorsa, birileri yapar.” --- Daha sonra adliyeye uğradı. Eski bir savcıyla konuştu. O, çeteyle ilgili daha temkinliydi: > “Bunu yapanlar organize, eğitimli ve zeki. Ama adalet duygusu zamanla intikama dönüşür. Şu an toplumsal bir boşluğu dolduruyorlar ama… sonra ne olacak?” --- Nazlı bir gece evine döndüğünde gelen e-postayla sarsıldı. > Gönderen: kimliksiz@gölgedekiler.org Konu: “Yanlış yerde kazarsan, altında gömülürsün.” *Adaletin rengine dokunuyorsun Nazlı. Ama unutma… Her ışığın bir bedeli vardır.* Nazlı, ekranı kapattı. Ama korkmadı. Çünkü artık biliyordu: Onlar gerçekti. Ve medya onları sadece haber yapmıyordu. Onları büyütüyordu. ... Güven bizim tek yasamızdı. Kan kadar net. Sessizlik kadar kesin. Ve biri… birimiz… bunu bozdu. Noa. Onu ilk defa gördüğümde elleri titriyordu ama gözleri cesurdu. Zayıf görünüyordu ama içindeki intikamı hissediyordum. Onu aileme almıştım. Sırlarımızı paylaşmıştım. O da…

Bölümün tamamını WritePad'de oku