BÖLÜM 2 : İNTİKAM VE AŞKIN DANSI
Yazar: zinolay

O adamı ilk gece fark ettim. Sessiz, sakin, hesaplı… Adımlarında bir polis disiplini, ama gözlerinde resmi bir kuralın izine bile rastlanmıyordu. Bir gölgeydi. Ama fark etmediği şey… Ben gölgelerin içinden doğmuş bir hayaletim. Arda Demir. Özel dedektifmiş. Saygı duyulan biri. Polis dosyalarına bile burnunu sokabilen bir “sivil tanrı.” Gülümsedim. Çünkü bu şehirde ne zaman birini överseler, bilin ki en pisliklerini gizliyorlardır. Bilgisayar başına geçtim. Sadece üç saat sürdü. Geçmişi, bağlantıları, gömülen haberler, susturulmuş aileler… > 8 yaşında bir kız çocuğu. Adı dosyadan silinmiş. Sığınma evine gönderilmiş, sonra kayıplara karışmış. Arda'nın adı ne karakol kayıtlarında geçiyor, ne de basında. Ama o gece... adli tıpta çocuğun kıyafetlerinden çıkan DNA, gizlice imha edilmiş. Çünkü Arda'nın “bağlantıları” varmış. Ekrana uzun süre baktım. Parmaklarım bile titremedi. > “Sen... Sema’ya benzeyen birini susturmuşsun. Sen o kızı da çaldın. Ve utanmadan adaletin yanında yürüdün.” Bu beni çileden çıkarmadı. Aksine... sakinleştirdi. Çünkü bu, kişisel değil artık. Bu bir görevdi. Yargıç Aren yeniden görevdeydi. --- O Gece – Arda'nın Sessiz Sonu Evine girmek zor olmadı. Alarm sistemini görmeden tahmin ettim. Kodunu kameradan değil, reflekslerinden okudum. Adam planlıydı, evet. Ama sadece dışarıya karşı. İçindeki çürümüşlüğe kördü. Yatak odasında derin uyuyordu. Ellerini bile kıpırdatmadan, iğneli şırıngayı boynuna sapladım. Uyandı ama konuşamadı. Bilincini tamamen kaybetmeden önce... göz göze geldik. > “Beni tanıyor musun?” dedim. Gözleri büyüdü. Korkmadı. Tanıdı. > “Senin gibi adamlardan nefret ederim. Adalet oyununu oynayan ama asıl suçu derinlere gömenlerden.” Onu sandalyeye bağladım. Sessizliği dinledim. İçim rahattı. > “Küçücük bir kızı susturdun, değil mi? Sema’ya dokunanla senin farkın neydi ha?” Cevap vermeye çalıştı ama çenesi uyuşmuştu. Kerpeteni elime aldım. Ona aynı adımları uygulamadım. Bu kez başka bir yöntem seçtim. Odanın ortasına projektör kurdum. Kızın kayıp dosyasını, fotoğrafları, raporları… Tüm gerçekleri suratına suratına izlettim. Sonra aynaya çevirdim onu. > “Kendine bak. Şimdi gerçekten kimsin?” “Sen mi katilsin? Yoksa ben mi?” Ve sonra… kalbine sapladım. Hiç kan bağırmadı. Çünkü kalbi zaten yıllar önce ölmüştü. --- Cesedi ortadan kaldırmadım. Hayır. Bu kez bulunması gerekiyordu. Bu şehir, kim olduğunu öğrensin istedim. Ve odasının ortasına şu cümleyi yazdım: > “Adaletinizin simgesi buydu. Artık simgeniz yok.” ... Sabah saat 06:42. Telsiz sesleri şehri yararcasına yankılanıyordu. > “Merkez 3410, Karaköy Mahallesi 16 numaralı adreste... kimliği tespit edilen şahıs özel dedektif Arda Demir... ölü bulundu.” Ev, emniyet şeridiyle çevrildi. Basın daha olay yerinden bile haberdar olmadan, içeridekiler gördükleri karşısında donakaldı. Odadaki ışık hâlâ açıktı. Sandalyeye bağlı, öne düşmüş cansız beden. Yüzü karanlıkla örtülüydü. Ancak duvarda yazan cümle... odayı dilsiz bir çığlıkla dolduruyordu: > “Adaletinizin simgesi buydu. Artık simgeniz yok.” Polis müdürü bile bir süre konuşamadı. “Bu… bu artık sıradan bir kayıp vakası değil,” dedi biri. Başkomiser sadece başını salladı. “Hayır… bu artık bir savaş ilanı.” --- Aynı Anda – Haber Kanallarında Televizyon kanalları olağan yayını kesmişti. Alt bantta tek cümle dönüyordu: > SON DAKİKA: Ünlü özel dedektif Arda Demir, evinde ölü bulundu. Olay yerinde şok eden mesaj! Stüdyoda gergin bir spiker, eli titreyerek kağıtları çeviriyordu. > “Arda Demir... uzun yıllardır kayıplar, faili meçhul dosyalar ve çözülmeyen cinayetlerde ismi geçen tek bağımsız uzmandı. Bu sabah, kendi evinde ölü bulundu. Emniyet yetkilileri olayın cinayet olduğunu doğruladı.” > “Ve... belki de daha da çarpıcısı: Olay yerinde, fail tarafından bırakıldığı düşünülen bir mesaj vardı. Söz konusu mesajda, ‘adaletin simgesi buydu, artık simgeniz yok’ cümlesi yazıyordu.” > “Bu, daha önce yaşanan altı gizemli kayıpla bağlantılı olabilir mi? Şehirde... bir seri katil mi var?” Spiker durdu, derin bir nefes aldı.…