İnkârın Sesi
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

"Sen ancak kendinden kaçarsın." Levi Dudaklarım hâlâ Alina'nın dudaklarının üzerindeydi, ama artık ne ben onu öpüyordum ne de o beni itiyordu. Zaman, omurgasını kaybetmiş gibiydi. Neden kapattığımı bilmediğim gözlerimi açtım, Alina bana özellikle bakmıyordu. Sanki olan biteni anlamlandırmaya çalışıyor ya da geri çekildiğim an yeniden Nikola'nın üzerine yürüyeceğimi düşündüğü için beni yerimde tutuyordu. Zamanı yeniden omzuma yapışan iki çift el hareket ettirdi. "Levi" dedi. "Seni Allah'ın cezası!" Mert'in sesi kulaklarımın dibindeydi. Boynumdan yakalayıp beni bütün gücüyle geriye çektiğinde Malik diğer koluma asıldı. "Çık lan artık şunun içinden!" Çıkamıyordum, beni oraya çivileyen her neyse içinden çıkamıyordum. Hızını alamayan Mert, yakamdan kavradığı gibi beni geriye doğru fırlattı. "Sen az önce sadece rakibini değil, bütün kariyerini yere indirdin!" Ayaklarım geri geri giderken gözlerim Alina'yı buldu, o da bana bakıyordu. Hayatım boyunca kadınların attığı hiçbir bakış umurumda olmamıştı; hayranlık görmüştüm, arzu görmüştüm, nefret görmüştüm ama Alina'nın bana attığı bakışta... İşte ben orada kendimi tam bir piç gibi hissettim. Bir şey söyleyecek sandım, söylemedi. Sadece başını çok az eğip yavaşça arkasını döndü ve binlerce insanın yuhalaması eşliğinde gözden kayboldu. "Yürü!" Mert beni peşinden sürüklerken kolumu öyle sert çekiyordu ki omzum sızladı. "Her seferinde çıktım arkanda durdum, her seferinde kaptanın bir bildiği vardır dedim, ama bugün..." Duraksadığında öfkesi sesinden önce yüzüne vurmuştu. "Bugün ilk defa sana değil, yaptığın şeye baktım ve ben bunun arkasında duramam, kaptan." Koridora çıktığımızda sedye çoktan gelmişti. Sağlık görevlileri Nikola'nın başında koşuşturuyor, polisler saha kenarında birbirleriyle konuşuyordu. Tribünlerin uğultusu beton duvarların arasına sıkışıp yankılanıyordu. "Ne abarttınız?" dedim omuz silkerek. Mert dönüp yüzüme öyle bir baktı ki normalde olsa gülerdim, ama zamanı değildi. "Hayır," dedi, daha sakin fakat daha ağırdı. "Eksik bile anlatıyorum. Sen bugün öyle bir sıçtın ki bunun temizliğini ne ben yapabilirim ne de kulüp." Cevap verecektim, veremedim. Çünkü aklım hâlâ geride, mavi gözlü bir hakemin bana attığı son bakışta kalmıştı. Mert beni beton koridor boyunca sürüklerken tribünlerin uğultusu duvarlardan sekip kulağımıza çarpıyordu. Arkamızdan geçen sedyeye yol açmamız için sağlık görevlilerinden biri, "Çekilin! Yol verin!" diye bağırdı. Nikola'nın yüzü kanın ve şişliğin altında tanınmayacak hâldeydi. Gebersin, piç. İçimde gram pişmanlık yoktu. "Bakma şuna." "Bırak," dedim omuzlarımı silkerek. "Bırakırsam öldürürsün." Kulağa hiçte fena gelmiyordu. Kapı kapanır kapanmaz, "Eeee..." diye mırıldandı Tigo. "Hanginiz bana az önce yaşananların gerçek olmadığını söyleyecek?" Kimseden ses çıkmadı. Noah bir bana bakıyordu, bir Mert'e. Tigo ağzını açıyor, sonra vazgeçiyordu. Lukas'ın kaşları çatılmıştı. Herkes birbirine bakıyor ama ilk cümleyi kuracak cesareti kimse bulamıyordu. Başımı duvara yaslayıp, "Ne diyecekseniz deyin," dedim yorgun bir sesle. "Mahkeme kurulacaksa kurulsun. Karar çıkınca beni çağırın." "Benim bile ortamı tiye alasım gelmiyor." Tigo derin bir nefes verdi. "Demek ki harbiden bokun içindeyiz." Lucas dolabına yaslandı. "Ben başka bir şeye takıldım." "Neye?" diye sordu Malik. "Kaptan," diyen Lucas'a bakmadım. "Sen Nikola'ya yumruk atarken öfkeliydin ama hakemi öperken..." Kapının açılmasıyla cümlesi yarım kaldı, iyi de oldu. Bir iki kelime daha etseydi, söyleyecekleri canımı sıkmaya başlayacaktı. Gözümün ucuyla o yöne bakarken Adrian içeri girdi ve hiç acele etmeden masaya kadar yürüdü. Elindeki taktik dosyasını bırakıp, "Kaptan," dedi dişlerinin arasından. Başımı yasladığım duvardan kaldırıp ona baktım. "Bugün sahada senden daha yetenekli oyuncular vardı." Daha namussuzları da vardı, ama nedense kimse onları görmezdi. İnsanoğlu kötünün karşısında kör, sağır ve dilsizdi. "Daha hızlıları da." Bana iyice yaklaştı. "Daha güçlüleri de." Dibime kadar geldi. "Ama en zayıf…