Yanlış Zamanda, Doğru Kişiye
Yazar: Almina

Levi Mafya babasına kafa atmış, dönüp saçımı bile düzeltmemiştim, ama birkaç dakika önce kucağıma çekip öptüğüm kadın arkamdaki kıza öyle bir baktı ki, mafyanın daha güvenli taraf olduğuna yemin edebilirdim. "Bu kız bu odadan hemen çıkacak, Levi." "Çıkacak," dedim sırıtarak. "Ama ben ne zaman istersem." "Levi!" "Boşuna uğraşma Amara, kapıma sığınan birini, kendi isteği olmadan bu kapının dışına çıkarmam." "Polis diye bir şey var." "Var." "Güvenlik diye de bir şey var." "O da var." "O zaman senin ne işin var Levi mafyadan kaçan bir kadınla?" Cevap vermeden önce arkamdaki kıza baktım, parmakları korkudan eşofmanımın kumaşını aşındırıyordu. "Adın ne?" "Ha... Hana ben." Kırık Hollandacasıyla kelimeleri birbirine çarpa çarpa konuşuyordu. "Vietnam... Ben Vietnam geldi." "Korkma," dedim göz hizasına eğilerek. "Bana sadece şunu söyle, o adamlardan neden kaçıyorsun?" "Ben geldi Vietnam'dan. Bana iş dediler, çalış dediler, temizlik dediler." Gözleri korkuyla büyüdü. "Onlar kötü, ben gördü. Biri dedi, kız ölecek. Ben duydu." Amara kısa bir hıh sesi çıkarıp dudaklarını büktü. "Ne kadar dokunaklı bir hikâye. Bir tek mutlu sonu eksik." "Sende vicdan yok?" diye sordu Hana. "Vicdan mı?" Amara onun üzerine yürüdüğünde göğsünün altından kavrayıp kendime çektim. "Yok tatlım, bende o model yok." "Amara!" Adını dişlerimin arasından çıkardım. "Az önceki hâline geri dön güzelim." Kollarımı biraz daha sıktım. Dışarıdan bakınca zarafetin sözlük anlamı gibiydi, şimdi ise onu yerinde tutmak, iki stoperi aynı anda durdurmaktan daha zordu. "Kucağımdaki versiyonunu, şu anki versiyonundan daha kolay idare ediyorum." "Sen karışma Levi! Şunu bir yakalayayım..." "Rahat dur, Amara." O kadar komik görünüyordu ki gülmemek için dudağımı ısırdım. "Akşama derbi var. Kariyerime kadın kavgası organizatörü unvanını eklemek istemiyorum." Dinlemeye niyeti yoktu. Kollarımın arasından kurtulmaya çalışırken elbisesinin ince askısı omzundan kaydı. Elimle düzeltmeye çalıştım, bu kez diğeri düştü. Birini kapatıyordum, öteki açılıyordu. Amara'nın umurunda değildi, tek hedefi önündeki Vietnamlı kıza ulaşmaktı. Hana da sanıldığı kadar sessiz biri değildi tabii, Amara bir adım attığında geri çekilmek yerine çenesini kaldırıyordu. "Gel," dediğimde duracak sandım, yanılmışım. İnce bedeni elimin arasından bir anda kayıp gittiği gibi Hana'nın üzerine atıldı. "Seni küçük yalancı! Tek amacın Levi'nin koynuna girmek!" "Ben, yalan yok! Ben korkuyor, Levi'yi tanımıyor, sen anlamıyor!" "Kes sesini!" "Hayır! Sen kötü kadın!" "Ne dedin sen?" "Sen... Kalp yok! Vicdan yok! Ben senden korkmuyor!" "Birazdan korkarsın." İkisi de aynı anda birbirinin üzerine atıldığında telefonumu cebimden çıkarıp Emma'yı aradım. Bu maç tek kişiyle olmayacaktı. "Yine ne oldu?" "Odaya gel." "Neden?" Hana'yı omzumun arkasına çekerken Amara'yı yeniden yakaladım. "İki kadının birbirini öldürmesini istemiyorsan hemen gel, Emma." Hattın öbür ucunda sessizlik hakim oldu. "Şaka olduğunu söyle, Levi." "Maalesef değil güzel menajerim." Emma gelene kadar ikisini ayırmayı başardım, ama aklım Victor Voss'taydı. Bir şey eksikti. O adam izin isteyen birine benzemiyordu, isteseydi kızı da beni de o koridorda sağ bırakmazdı. Yapmadı, resmen kızı bana bırakmıştı. Emma bezgin bir ifadeyle odaya girer girmez Amara'yı ikna etmeye koyuldu. Beklediğimden uzun sürdü ama sonunda onu odadan çıkarmayı başardı, Hana'yı da otelin güvenli odalarından birine yerleştirdikten sonra nihayet derin bir nefes alabildim. Sırada başka bir telaş vardı, az önce elimdeki telefonunu nereye fırlattığımı bulamıyordum. Etrafıma baktım; cebim, koltuk, sehpanın üzeri, komodinin altına kadar eğildim. "Nerede bu lan!" diye homurdandım. "Tam da şimdi kaybolacaktın tabii." Sonunda yastığın altındaki ekranın ucu gözüme çarptı. Telefonu elime alır almaz saate bile bakmadan mesajı yazdım. Göndere basmadım, başparmağım ekranın üzerinde beklediğinde gözlerim saniyeleri sayıyordu. Bir, İki, üç, derken telefon avucumda hafifçe titrediğinde dudaklarımın kenarı yukarı kıvrı…