-Giriş- Fırtına Öncesi
Yazar: Almina

Levi Bir insan aynı gün içinde iki kez hayatını mahvedebilir miydi? Ben bunun mümkün olduğunu yaşayarak öğrendim. İlkini birkaç saat sonra kendi ellerimle yapacaktım, ikincisini ise milyonlarca insanın gözünün önünde. O sabah aklımdaki tek şey Amara'ydı, akşama doğru ise bütün dünya benim adımı konuşuyor olacaktı. Aradaki birkaç saat hayatımı ikiye böldü, öncesi ve sonrası. Amara Vidal; yarı Brezilyalı, yarı İspanyol ve kusursuz denecek kadar güzel bir kadındı. Bunu benden duymanıza gerek yoktu. Karşınıza çıkan podyumlar, reklam kampanyaları ve dergi kapakları gerisini anlatırdı. Ben de aksini düşünmüyordum, kendime hâkim olmayı zorlaştıracak kadar güzeldi. Gerçii, neden olaydım ki? O da bunu istiyordu ben de. Kendimi hiçbir zaman dürtülerine zincir vurabilen bir adam olarak görmedim. Sahada da öyleydim, hayatta da. İçimden geçenle yaptığım şey arasına uzun uzun düşünceler girmezdi, bu yüzden çoğu zaman önce hareket eder sonra sonuçlarına katlanırdım. Öyle de yaptım. Kapı daha yeni kapanmıştı ki belini kavrayıp kendime çektim, dudaklarımız sert ama kusursuz bir uyumla buluştu. Küçük ve dolgun dudakları öyle yumuşaktı ki, çok geçmeden benimkilerin altında can çekişmeye başladı. Dilim içeri sızdığında, parmakları tişörtümün altından karın kaslarımı okşuyordu. "Seni tamamen kendimde istiyorum." Amara'nın cümlesiyle dudaklarımız ayrıldı, mavi gözlerimle bedenini süzmeye başladım. Loş ışık, saten elbisesinin kıvrımları üzerinde usulca dolaşırken, omuzlarına dökülen koyu saçları bakışlarına baştan çıkarıcı bir derinlik katıyordu. "Bundan hoşlanmıyorum, çünkü fazla tehlikelisin, Van Doren." "Korkmana gerek yok." Onu kucağımda yatağın ortasına bıraktım, elbisesinin ince askısı omzundan usulca kaydı ve göğsünün biri tamamıyla açıkta kaldı. Açılan tenine tabii ki aldırış etmedi, aksine dudaklarının kenarında beliren muzip gülümsemeyle diğer askıyı da parmaklarının ucuyla aşağı bıraktı. "Tehlikeli yanımı kadınlara karşı kullanmıyorum." Yavaşça üzerine eğilip birini ağzımın içine, diğerini avucuma aldım, işveli bir kahkaha Amara'nın dudaklarından döküldü. "Yine de sen bana fazla güvenme," derken bacaklarını ayırıp elbisesini beline kadar sıyırdım. Ben sabırsız bir adamdım; yemek yerken, içerken, sevişirken... Sonuçta güzel şeyler bekletmeye gelmezdi. "Asıl tehlikeyi henüz görmedin." "Göster o zaman. Seni ekrandan izlemek büyüleyici, ama asıl merak ettiğim kameralar kapandığında aynı etkiyi verip veremediğin." TElbisesini tamamen sıyırıp kendini benim için hazırladı Amara. Kusursuz denecek kadar güzeldi, birlikte olduğum kadınların ortak yanı da buydu. Her biri sanki bir dergi kapağından çıkıp karşıma gelmiş gibiydi. "Gösterirsem büyüsü bozulur," dedim. Bakışlarım iri göğüslerinde dolaştı; ince belinden bronz tenine, oradan da bacaklarının arasındaki dolgun kadınlığına indi. "Yoksa anlatıldığı kadar iddialı değil misin?" Ukala bir gülüş takındım. Bu söze cevap değil, ispat yakışırdı. İşaret ve orta parmağımı birleştirip bacak arasına doğru uzattığımda, Amara nefesini tuttu. Yavaşça okşadım orayı, hareketimle bacakları kasılıp kalçası kıvrılmaya başladı. Aynı ritimle ikisini birden içeri ittim, "Levi..." diye inledi. "Beni mahvedeceksin." Güzel inliyordu, hoşuma gitti. Akşamki derbiyi birkaç dakikalığına da olsa unutturabilirdi. Parmaklarımı çıkarır gibi yaptığımda havalanan göğüsleri indi, rahat bir nefes almak için henüz çok erkendi, çıktığım hızla daha derine ilerledim, Amara inleyerek saçlarıma asıldı. Fazlasını istiyordu, bana da vermek düşerdi. Parmaklarımı çekip iç uyluklarını kavradım. Yavaşça yaklaşıp dudaklarımı dokundurduğumda, "Tanrım..." diye mırıldandı. Devam etmesine fırsat vermedim, dudaklarımın arasına alıp tatmaya başladım. Kendine has bir çekiciliği vardı. İnsan farkında olmadan ona biraz daha yaklaşmak, biraz daha oyalanmak istiyordu. Ama benim için çekimle bağ aynı şey değildi, hiç olmadı. Odanın kapısı kapandığında başlayan her şey, o kapı yeniden açıldığında geride kalırdı. Bunu hiçbir zaman saklamazdım. Hayatıma gir…